KURSAD

Ana Sayfa

FİKİR ALANI (FORUM)

Ülkücü Hareket

Ülkücü Şehitlerimiz

Ülkücülük

3 mayıs 1944

9 ışık

Onuncu Işık! Nedir?

Bizim Çocuklardı..

Kızıl Elma

Yemin!

Komünizim İlleti

KOMÜNİST DON KİŞOTU PROLETER

12 Eylül Davası

Türkoloji

Türk Birliği

Türk Adının Kökeni

Türk Hanedanlıkları

Türk Kimliği

Türk Soyu

Selçuklu Sultanları

Türk Destanları

Son Kahramanlar

Son Kahramanlar

Anadolunun Manevi Fatihleri

Tarihe şan katan büyük şahsiyetler

İslam İlmihali

Büyük İslam İlmihali

Videolar

Ecdadımız

İslam Tarihi

Kuran ve Bilim

Kuran-ı Kerim Meali

Özel Bölüm

Arşiv Belgeleriyle Menemen Olayı

Ermeni Sorunu

BİLGE KAĞAN BEÑGÜ TAŞI

KÖL TİGİN BEÑGÜ TAŞI

Türk Yıllıkları

Unutmadım Ben!Unutturmamda!

SÂDECE ÂRİF OLANLAR DEĞİL, OLMAYANLAR DA ANLAR!

Atayurt’tan... Orkun Irmağı

Türk Devlet Gelenekleri

YÖNETENLERİ YÖNETENLERİN ÜLKESİNDEN MANZARALAR

Atayurt’tan... Kañ Teñri Doruğu...

Atsız Ata Diyorki...

GÜN GELİR, DEVRÂN DÖNER.

12 HAYVANLI TÜRK YILLIĞI

Son Yazılarım

Kategorilerim


NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

EY ASİL TÜRK MİLLETİ DİLİNİ KORU VE TÜRKÇE KELİMELER KULLAN DİL KİMLİKTİR TARİHTİR SOYDUR ŞANDIR

   

         

LÜTFEN DİKKAT

DİKKAT

Bu sitenin hiç bir başka site ile alakası yoktur. Millihareket.org isimli sitenin sahibi olduğunu iddia eden Kurşat Berkkan ile hiç bir ilgisi olmadığı gibi onun benim dediği sitelerlede alakası yoktur.

Bu benzerlik isim benzerliğinden öteye geçmemektedir.

Dostlarımızın dikkatine

1 Mart Tezkeresi " tecrübesizlik mi yoksa haince bir plan mı ?

2 Temmuz 2001 tarihinde, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'a, New York'tan bir memorandum gönderildi. Bu memorandumda Tayyip Erdoğan'a, küreselleşmenin şehir devletleri demek olduğu, kendisinin de bu yönde hareket etmesi halinde destekleneceği belirtiliyordu.

Sayın Tayyip Erdoğan bu teklifi kabul edince ABD deki devlet üstü güclerin ve dolayısıyla TÜSİAD ve Medyanın desteğinide alarak tek başına iktidara yürümüştür.

Kurucular Kurulu kitabının 8'inci sayfasında "Partimiz merkeziyetçi devlet anlayışından vazgeçilmesini öngörür" denilmektedir.Kurucular Kurulu kitabının 11'inci sayfasında da "Partimiz küreselleşmenin gerektirdiği yapısal dönüşümlerin kaçınılmazlığını ve en az maliyetle gerçekleştirilmesini savunur" denilmektedir.Hemen arkasından 12'nci sayfada, "Partimiz, eğitim hizmetlerinin yerelleşmesinden ve özelleştirilmesinden yanadır" ifadeleri de aynı amaca hizmet etmektedir.Programın 35'inci sayfasında, "Çağımız bir yönüyle küreselleşme çağı, diğer yönüyle yerelleşme ve yerel yönetimlerin devlet sistemleri içindeki ağırlıklarının arttığı bir çağdır" bu anlayış tamamen memarandumun kabul edildiğini ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk`ün bize emaneti Üniter Türkiye Cumhuriyetinin ortadan kaldırılmasına ve eyalet sistemine geçilmesini ön görmektedir peki Türkiye buna hazır mı ? Böyle bir sistem bize zarar mı getirir yoksa fayda mı ? Bu sistem hangi amaçlara hizmet eder hangi güçlerin işini kolaylaştırır ? ELbette ki şer güçlerin bunu en lümpen yerde yaşayan en cahil insanada sorsa kavrıyacak bir bilgiye sahiptir sanırım.

"TÜRKİYELİYİM" kavramını ortaya atan Sayın Başbakan bunu hangi amaçla söylemiştir?TÜRK kimliğini bastırmak ve Türkiye Cumhuriyetinin etnik kökenlere dayalı bir mozaik yapıya dayalı olduğunu vurgulamak amacıyla elbette ki ? Peki halen daha ülkenin güneyinde mevcut faaliyetlerini devam ettiren PKK adlı mikro milliyetçilik yapan bölücü terör örgütünün amaçlarına hizmet etmemişmidir bu sözler onların ekmeğine yağ sürmemiş midir ? Genel olsun yerel olsun tüm secimlerde Ülkemin güneydoğusu ve doğu bölgesi PKK nın siyasi zemini olduğu herkesce bilinen DEHAP tarafından süpürülmüyor mu ? Üniter yapıya sahib devletimizde bir PKK lının evine taziyeye devletin makam arabasıyla gidiyorsa bir Başkan Yerel sisteme geçildiginde devletin arabları bu örgüte çatışmaları için tahsis edilmez mi ?

Kendi silahlarımızla kendi düşmanımızı mı besliyeceğiz ?

Peki diyorsunuz ki şimdi Sayın Başbakan neden böyle bir tehlikeye göz yumabiliyor iktidar hırsı mı ? Kesinlikle hayır bu tamamen bir zamanlar dünyayı kasıp kavuran Komunizme karşı panzehir olarak sürülen ve beslenen ( ABD ve Diğer dünya gücleri tarafından ) İslamcı zihniyetin kökeninden gelen ve Milletcilik değil Ümmetcilik tarfatarı bir başbakanın Demokratik ve Laik Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya and içtiğinin ve bu andını Savaşta her yol mubahtır sözünün verdigi heyecanla bir an önce yerine getirmesin bir yoludur . Gelelim 1 Mart tezkeresine , bir devlet adamının yapması gereken nedir ? Devletinin ve milletinin uzun vadede refahını ve huzurunu sağlıyacak atılımlar yapmaktır peki Sayın Başbakan 1 Mart tezkeresinin meclisde kabul görmemesi halinde ilerde önümüze nasıl sorunlar çıkaracağını iyi analiz edememiş midir yoksa etmiştirde böyle olmasını daha mı uygun görmüştür ? Şimdi dikkat !

Sayın Başbakan 1 Mart tezkeresinin gecmesinden yana beyanlar vermiş ve bunun mücadelesini verir gibi medyada lanse olmuştur fakat ne hikmettir ki tezkere gecmemiştir 367 milletvekili olan partinin genel başkanı ve üst yönetimi Tezkere yanlısı olduklarını belirtmiş buna rağmen parti oylamada büyük fire vermiştir acabaa neden ?

Türk askerinin kendi bölgesine girmemesi için Barzani’nin AK Parti’nin Güneydoğulu vekillerini bazen maddi yolları da kullanarak ‘hayır’ oyu vermeleri için cesaretlendirdiğini iddia ediliyor ve işin can alıcı kısmı Sayın Başbakan ilerde bunun Türkiye aleyhine olacağını bildiği için medyada ben Tezkereden yanayım fakat benim partim Parti içi demokrasiye önem verir vekillerime baskı yapmayacağım her kes iradesini o gün oylmaya yansıtacaktır gibi bir beyan verip Tezerenin gecmemesi için elinden gelenide alttan alttan yapmıştır zaten "HAYIR" oyu vereceksiniz diye bir bir doğulu vekillerine talimat vermiştir çünkü onun amaçlarına hizmet ederek durum ancak o tezkerenin çıkmamasıyla ve doğuda PKK nın hortlamasıyla mevcut olacaktır ve tüm bunlara rağmen O Tezkereci taraf olarak bilinecek ve Başbakan haklıydı seslerini duyacaktı.

Mart Tezkeresi ile “En fazla 62 bin askeri personelin ve (255 uçak ve 65 helikopteri aşmaması kaydıyla) hava unsurlarının 6 ay süreyle Türkiye’de bulunması” talep ediliyordu. Söz konusu askerlerin 4’üncü Tümene bağlı 25 bini en kısa zamanda Türkiye üzerinden Irak’a sokulacaktı. Ancak, Meclis yeterli çoğunluk sağlanamadığı için tezkereyi onaylamayınca, ABD’nin Irak’ı işgal planları sekteye uğradı. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld de yaptığı açıklamalarla, ABD birlikleri kuzeyden giremediği için Saddam’ın birliklerinin tam olarak yok edilemediğini, Irak’taki direnişin ortaya çıkmasında Türkiye’nin bu cepheyi açmasının rolü olduğunu iade ederek birçok kez Türkiye’yi suçladı. Zaferler yalnız savaş meydanında kazanılmaz. Zaferler politikanın masasında, kartları doğru oynayarak da kazanılabilir.1 Mart tezkeresi, Türkiye için çok vahim bir yenilgedir. Çünkü Türkiye’nin kuzey İrak ile ilgili bütün stratejik çıkarlarını elemiş, bunun sonucu güneydoğu Anadolu’da endişe verici bir duruma yol açmıştır. Üstelik bu tezkere, Türkiye ile ABD arasındaki yarım yüz yıllık stratejik işbirliğine ve dostluğa tamiri çok güç bir darbe indirmiştir.

Emperyalizm Saldırıyor:Suikastler,Cinayetler ve Komplolar



Son Zamanlarda Suriye'de olağanüstü gelişmeler yaşanıyor.Ancak gelişmeleri incelemeden önce Suriye ile ilgili biraz bilgi vermek istiyorum.Suriye uzun yıllar Hafız Esad tarafından ve Baas Partisince yönetildi.Baascı anlayış Suriye'nin önderliğinde milliyetçi bir Pan Arabizm politikasını Suriye'nin temel stratejisi haline getirdi.Büyük çoğunluğu Sünni Arap olan Suriye'yi çok küçük bir azınlık olan Nusayri mezhebinden olan Baas Partisi yönetiyor.

Suriye'de 1.2 milyon Kürt yaşıyor.Bu Kürt azınlığın da Baas yönetimiyle büyük sorunları var.Kürt'lerin Suriye'de seçme ve seçilme,mülk edinme ve seyahat özgürlükleri yok.Hafız Esad öldükten sonra yerine oğlu Beşar Esad geldi.Beşar Esad babasından farklı olarak uzlaşmacı bir anlayışa sahip.

Fakat Arap birliğinin lideri Büyük Suriye idealindeki Baasçı anlayış hala Suriye'nin iç ve dış politikalarına yön veriyor.Hafız Esad döneminden kalma üst düzey politikacı ve bürokratların büyük çoğunluğu hala Suriye yönetiminde bulunuyorlar.Bu nedenle Suriye, emperyalizmin Orta Doğu'daki amaçları için "halledilmesi"gereken öncelikli sorunlardan biri hatta ilkidir.

Suriye'de yaşanan önemli gelişmeler Lübnan eski başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesiyle başladı.Hariri kendisine düzenlenen büyük bir bombalı suikast sonucu öldürüldü.Refik Hariri Lübnan’da 1992-2004 yılları arasındaki beş hükümeti kurmuş liberal politikaları savunan ve Suriye karşıtı cephede olan bir siyasetçiydi.Suikastin ardından tüm eller bir anda Suriye'yi göstermeye başladı.Uluslararası arenada ve dünya medyasında suçlu ilan edildi:Suriye.

Oysa dönemin koşulları düşünüldüğünde bu cinayetten herhangi bir çıkarı olacak son ülke Suriye'dir.Nitekim suikast sonrası ABD'den ve uluslararası güçlerden gelen yoğun baskı sonucunda Suriye 29 yıldır asker bulundurduğu ve bizim Kıbrıs'a baktığımız gibi "yavru vatan"olarak baktığı Lübnan'dan askeri gücünü çekmek zorunda kaldı.Şimdi size soruyorum sizce Hariri Suikasti kimin işidir?Lübnan'ın elinden çıkmasına ve büyük baskı altında kalmasına neden olan Suriye'nin mi yoksa Suriye'nin bölgedeki etkinliğinin iyice daraltılmasını ve batı ile yakın ilişkiler geliştirmek isteyen uzlaşmacı bir yönetimin Lübnan'da egemen olmasını sağlayan ABD'nin mi?

Bu cinayet 11 Eylül saldırısından sonra dünya emperyalist güçlerinin gerçekleştirdiği en büyük komplodur.Bunu kotaranlar ise CIA,MOSSAD veya onların taşeronluğunu yapan başka bir silahlı örgüt veya istihbarattır.Suikastten sonra BM'nin Hariri suikastini araştırmak için kurduğu araştırma komisyonu raporunu açıklandı.Sonuç ise hiç şaşırtıcı olmadı.Rapor Şam yönetiminin ve Suriye istihbarat örgütü El Muhaberat'ın suikastta yer aldığı yönündeydi.Raporda ayrıca Suriye'nin Lübnan'dan askerini çektiği halde El Muhaberat'ın hala bölgede etkinliğini sürdürdüğü belirtiliyordu.

Zaten raporun açıklanmasından hemen sonra BM,ABD ve Fransa cephesinde yaptırım uygulanması ve suçluların yargılanarak cezalandırılması gündeme getirildi.ABD'nin Irak'taki işgaline karşı çıkan Fransa da böylece eski sömürgesi olan Lübnan'da etkinliğini yeniden artırmak için olması gereken tarafta yerini aldı.Bakın bir taşla kaç kuş vurulabiliyor.
BM'nin suikastle ilgili raporunu açıklamasından birkaç gün önce Suriye'de olağanüstü bir gelişme daha yaşandı.1980'den 2003 senesine kadar Lübnan'da istihbarat şefi olarak görev yapan ve bu tarihten sonra Suriye'de içişleri bakanlığına getirilen Baasçıların önemli isimlerinden biri olan Gazi Kenan makamında "intihar etti".

Kenan'ın Hariri suikastında sorumluluğu olduğu öne sürülüyordu.Gazi Kenan'ın BM raporunun açıklanmasından birkaç gün önce intihar etmesi dikkat çekicidir.Bir diğer dikkat çeken olay ise Kenan'ın, Beşar Esad'ın "Suikastle ilgisi olan Suriyeli yetkililer varsa bunlar vatana ihanetle cezalandırılacaktır" şeklinde açıklamada bulunmasından saatler sonra öldüğüdür.Ayrıca Gazi Kenan ölümünden kısa bir süre önce bir radyoda yaptığı konuşmada bu açıklamasının yaptığı son açıklama olabileceğini ve Hariri suikastiyle herhangi bir ilişkisinin olmadığını belirtmişti.

Bu durumda Kenan'ın ölümüyle ilgili üç senaryo ortaya çıkıyor.Birincisi BM raporunda suçlanacak isimlerden olduğunu, Şam yönetiminin kendisine sahip çıkmayacağını ve yargılanacağını düşünen Kenan gerçekten intihar etti.İkincisi BM raporuyla iyice köşeye sıkışacağını anlayan Şam yönetiminin üzerinde oluşan ve oluşacak olan baskıyı hafifletmek için Suriye ve Lübnan tarihinde kilometre taşı niteliğindeki bu önemli Baasçıyı kurban ettiği yönündedir.Üçüncü olasılık ise Suriye'deki rejim üstünde her türlü baskıyı kurmayı amaçlayan ABD orjinli güçlerin Baas iktidarına gözdağı verme amacıyla bu cinayeti de organize etmiş olmalarıdır.

Her üç olasılık da geçerli olabileceği gibi benim kişisel görüşüm Suriye'deki kısa ve orta vadedeki stratejisi Baas iktidarını tasfiye etmek olan ABD'nin bu şüpheli ölümden sorumlu olduğudur.Bu konuda gerçek ne olursa olsun şüphe götürmez bir gerçek vardır ki hedefte şimdi Suriye vardır.ABD'nin şu andaki hareket tarzına göre amacı Suriye'yi yöneten Baasçıları tasfiye etmek.Bunu da şimdilik siyasi baskı araçlarıyla yapmaya çalışıyor.Ama bunu Beşar Esad'ın liderliğinde yapması biraz zor.

Çünkü oğul Esad uzlaşmacı biri olmasına rağmen babası gibi güçlü bir lider değil.Baasçılara söz geçirmek ya da onları yönetimden uzaklaştırmak şöyle dursun kendisi ülkeyi perde arkasından yöneten bu adamların himayesinde gözükmektedir.Bu nedenle içinde bulunduğumuz dönemde Suriye'de başka olağanüstü gelişmeler beklenebilir.Bu mutlaka başka suikastler olacağı veya Suriye'ye askeri bir müdahale olacağı anlamına gelmez.Daha olası gözüken seçenek Suriye'nin iç dinamiklerini kullanarak yaratılacak bir istikrarsızlık ortamıdır.Örneğin Baas rejimiyle büyük sorunları olan ve Suriye'de ikinci sınıf vatandaş bile olmayan Kürtlerin kullanılması olasıdır.

Zaten çoğunluğu sınır bölgelerinde yaşayan Suriyeli Kürtlerin, Irak'ta yaşayan ve orada kurulan federe yapı içinde ve ABD'nin desteğiyle hareket alanı bulan Iraklı Kürtlerle etkileşim içine girmeleri sağlanabilirse Suriye karıştırılabilir.Baasçıların,Suriye'nin çoğunluğunun Sünni olmasına rağmen Aleviliğin bir kolu olan Nusayri mezhebinden olduğu ve Suriye ekonomisinin, petrol rezervlerinin 15 sene sonra tükenecek olmasının ve ciddi bir sanayi kolunun olmamasının yarattığı sıkıntılar içinde bulunduğu göz önüne alınırsa amaçlanan kargaşanın yaratılmasının iç koşulları vardır.ABD ,Suriye'de öncelikle böyle bir ortam yaratarak Baas iktidarına son verip kendisiyle uzlaşacak bir yönetim oluşturmaya çalışacak..İstenilen ortam yaratılır ama yeterli olmayacağı anlaşılırsa o zaman askeri bir müdahale de gündeme gelebilir.

Önümüzdeki günlerde Suriye’de çok önemli gelişmeler yaşanacak ve bu gelişmeler dünya tarihine doğrudan etki edecek.

ABD’nin Basçıları saf dışı bırakıp öyle yada böyle Suriye’de kendine yakın bir yapı kurması durumda Türkiye de yeni oluşan bu yapıdan şüphesiz etkilenecek.Irak’tan sonra Suriye sınırımızla da ABD’ye komşu olacağız.Yüksek olasılıkla Suriye’de de federe bir yapı kurulacağı için ülkemizin güney sınırında da parçalanmış ve karmaşa halinde bir coğrafya olacak.Doğu ve güney sınırlarında federe devletler yaratılan Türkiye zaten kendi Kürtlerinin ve Avrupa’nın dile getirmeye başladığı federasyon talepleriyle daha fazla sıkıştırılacak.

Fırat ve Dicle’nin ortak kullanımı yönünde daha fazla taleplerle karşılaşacak ve buradaki su stratejisini değiştirmeye zorlanacak.Bölgede dengeler o kadar hassas ki bir parametredeki değişiklik işte böyle domino taşı etkisi yaratıyor.
Emperyalizmin günümüzde çok farklı sömürü yöntemleri var.Askeri güç kullanma bunlardan elbette bir tanesi.Ama bunun dışında maliyeti ekonomik ve siyasi olarak daha az başka sömürü yöntemleri de uygulanıyor.Kendilerine bağlı olarak hareket eden finans kurumları ile ülkelerin ekonomilerini yönetmek ve bağımlı hale getirmek,gücünün yettiği yerlerde kendileriyle uzlaşmayan yönetimleri çeşitli oyunlarla devirmek,sosyal ve kültürel dezenformasyon modern emperyalizmin uyguladığı başlıca sömürü araçlarıdır.Askeri güç kullanma ise riskleri nedeniyle en son uygulanacak çözüm yöntemi olarak benimseniyor.

Sömürgeciler Suriye’de olduğu gibi şu an Türkiye’de de diğer baskı ve sömürü araçlarını uygulayarak amaca gitmeye çalışıyorlar.Emperyalizm nasıl Suriye’deki Baasçı yapılanmayı amaçları önünde bir engel olarak görüyorsa Türkiye’de de antiemperyalist mücadele geleneğinden gelen Kemalist yapılanmayı da bir tehlike olarak görüyor.Türkiye’deki etnik çeşitliliği üniter bir yapı altında toplayan,anayasasındaki laiklik kavramıyla da ABD’nin Türkiye’ye biçtiği ılımlı İslam modelinin önünde dolayısıyla emperyalizmin klasik böl-parçala-yönet stratejisinin önünde ciddi bir engel olarak gördüğü Türkiye’nin bu köklü yapılanmasının ülkedeki etkinliğinin yok edilmesi gerekir.Son zamanlarda ülkede yaşanan gelişmeler de bu çabaların neticesinde oluşuyor.

Camileri kışla,minareleri süngü yapan, amaca ulaşmak için her yolun mübah olduğunu açıkça söyleyen anlayış bu konuda da emperyalizmin Türkiye’deki amaçlarına hizmet ediyor.Van 100.Yıl Üniversitesi rektörü Yücel Aşkın’ın siyasi bir komployla tutuklanması Türkiye’de cumhuriyet geleneğinden gelen kurumlara ve kişilere açılan bir savaştır.Atatürk ve Atatürkçülük Türkiye’de 50’li yıllardan beri ciddi bir erezyona uğratıldığı halde laik ve üniter devlet yapısı şu güne kadar devlet kurumlarında ve devlet politikalarında korunmuş ve hatta kemikleşmiştir.Emperyalizmin amacı bu laik ve üniter anlayışı Türkiye’de yıkmaktır.AB’nin Genel Kurmay’ın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını istemesi de bu amaç doğrultusundadır.

Türkiye’de laik ve üniter devlet yapısına en bağlı kurumlardan belki de ilki olan TSK’nın da siyasallaştırılmasına ve üst komuta kademesinin siyasi yapı tarafından şekillendirilmesinin zemini hazırlanmaya çalışılıyor. Geçenlerde İngiliz milletvekili ve parlamento başkan yardımcısı Andrew Duff bir açıklamada bulundu.Dedi ki”Devlet dairelerinden Atatürk’ün resimleri indirilsin.Türkiye Avrupa’nın ortağı olabilmek için milliyetçi Kemalizm ile mücadele etmelidir.Bu eski liderin fotoğrafları kamu binalarından indirilmelidir.”Bu yaklaşım Andrew Duff’un kişisel görüşleri olmayıp emperyalizmin Atatürk ve Atatürkçülük hakkındaki görüşlerini yansıtmaktadır.Pekala Duff’un bu beyanına karşılık bizim devletimizin dış işleri makamını işgal eden zat-ı muhterem ne dedi: Türkiye’nin Irak’a (Saddam dönemi), Libya’ya benzeyen çok yanları var. Neden? Aynı TEK ADAM pozisyonu. Bugün gidin Irak’ta da, Libya’da da, Suriye’de de tek insanın resimleri vardır her yerde. Tek insanın heykelleri vardır.

Ama Batı’da kumandanların, sanatkarların, devlet adamlarının heykelleri ve resimleri vardır.Daha söyleyecek bir şey var mı?Türkiye’nin dış işleri bakanı ülkelerinde yıllarca halklarına kan kusturmuş,hiçbir demokratik hak tanımamış diktatörleri en büyük ideali milletini ümmetçi bir prangadan kurtararak ülkesinde çoğulcu bir demokrasiyi tesis edip ulusal iradeyi egemen kılmak olan bir liderle aynı kefeye koyuyor.Ne kadar acı…
Tüm dünyada ama özellikle Türkiye ve Ortadoğu’da dünya sömürgeci güçler baskılarını artırıyor.Hedef tahtasında olan uluslar ise direnmeye çalışıyor.

Bir yandan da son zamanlarda emperyalizmin küresel saldırısı karşısında dünya halkları arasında bu kuşatmaya karşı ortak olarak neler yapılabileceği konusu tartışılmaya ve görüşülmeye başlandı.Emperyalizme karşı dünya halklarının ortak bir mücadele stratejisi geliştirmesi yönündeki bu adımlar beni umutlandırıyor.

VEDA HUTBESİ

ÜLKÜCÜ ŞEHİTLERİMİZ

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanir rahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyor um, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Abdil Gök Adana 27.05.1980
Abdullah Çatli Nevsehir 03.11.1996
Abdullah Gülpinar Ankara 02.01.1978
Abdullah Izci Kayseri 10.02.1979
Abdurrahman Kiliç Gaziantep 15.03.1980
Abdulkadir Toma Gaziantep 16.11.1979
Adem Pekmezci Yozgat 05.09.1979
Adem Tastan Samsun 25.02.1980
Adem Tomay Adapazari 08.02.1980
Adil Demiröz Antalya 25.02.1978
Adil Karagülle Artvin 31.07.1977
Adil Sakar Çorum 01.07.1980
Adnan Baydilli Elazig 27.04.1979
Adnan Koç Izmir 19.12.1979
Adnan Ünver Ko